10 Mart 2018 Cumartesi

Tefeci Bankacılık & Önder Karaçay


Tefeci Bankacılık & Önder Karaçay

Dünyada sömürü örgütlü korunduğu için bu hile karşısında doğru sürekli yalnız kaldığından dolayı başarısızlığa uğramaktadır.
İnsanlık tarihi egemenlerin iktidarlarını sürdürmek adına özgürlüğünü tehlikeye atacak düzeyde bu tehlikeye yetki verenler arasında bir kavganın adıdır.
Organize bir sistemle işleyen bu sömürü bugün dünyanın her yerinde yasalarla korunmaktadır.
Toplumdan yetki alıp sermaye baronlarının emrine giren iktidarlar bu haksız ve ahlaksız düzenin sömürüsünü sürdürülebilir kılmak adına her türlü desteği vermektedir.
Bu kol kola dayanışmanın ürünüdür gelir adaletsizliğinin sebebi. Asgari ücret ahlaksızlığı, emeklilerin yeniden iş bulup çalışmadan ve borçlanmadan yaşamlarını sürdürememe sebebi bu ahlaksız ittifaktan kaynaklanmaktadır.
1923 tarihinde sosyal bir hukuk devleti olarak kurulan ülkemiz bu tarihi süreçte 12 Eylül 1980 sonrası nasıl sosyal ve hukuk devletinden uzaklaşarak sermaye baronlarının sömürdüğü ülke ve toplum haline geldiğine bakmak faydalı olacaktır.
Cumhuriyetimizin kurucusu dahi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikali sonrası faaliyetlerini başlatan bu güruh 1950 yılında sözde çok partili siyaset adı altında bunu gerçekleştirmek için ilk kez halkın temsilini eline alanları kullanmaya başlamıştır.
Bu niyet “her mahallede bir milyoner üreteceğiz” diyerek yola çıkmış bugün her yandaşın bir milyarder olduğu düzeye ulaşmasına sebep olmuştur.
Milli ekonomiye darbe vurma sürecine gelene kadar çeşitli darbe ve siyasi oyunlarla 24 Ocak 1980 kararları ile milli ekonominin ruhuna elveda edilmiş sonrası yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu kararların icrasının başlangıcıdır.
Nitekim 1983 yılında iktidara taşınan zihniyet “küreselleşme” ve “özelleştirme” adı altında milli ekonomi ve kaynakların tamamının işbirlikçi sermaye baronlarının eline germesinin alt yapısını hazırlamış son on beş yıllık süreçte de bu niyet gerçekleşmiştir.
Artık milli bir ekonomiden bahsetmek, milli bir üretim ve ihracattan bahsetmek mümkün değildir.
Bu tarihi süreçte ekonomimiz ilk kez krizlerle de 12 Eylül 1980 sonrası süreçte borsa, döviz ve özelleştirme kapsamında yapılan hilelerle zaman zaman krize sokularak sermaye baronları 2001 krizinde olduğu gibi servetlerine servet katmışlardır.
O yıllarda özel bir bankada çalışıyordum. Merkez Bankası başkanından kurun iki katına çıkacağını haber alan çalıştığım banka bir gecede servetine servet katmıştı. Hatta bunu bir marifet gibi krizden en güçlü çıkan banka olduk diye övünebiliyorlardı. Bu suçun bile hesabı sorulmadı bu bankanın ve bunun gibi aynı vurgunu vuran bankaların yanına kâr kaldı.
Bir başka sömürü borsa aracılığıyla yapılmaktadır. Dünyadaki birkaç tefecinin parası bankalar aracılığıyla vergi ödemeden parayla para kazanma düzenine dönüşmüştür. Aynı zamanda son 38 yıllık süreçte iktidarları zor durumda bırakarak parayı çekip ekonomiyi krize sokarak vurgunları bu yolla kolaylaştırmışlardır.
Bu sömürü düzeninin ayakta tutan, işleten, sermaye biriktiren ve işbirlikçilerine kaynak aktaran kurumlar bankalardır.
2000’li yıllardan sonra ekonominin işleyen kuralları da hiçe sayılmış döviz artmasına rağmen faizler artmamış kuralsızlık ekonomide adeta kural olmuştur.
12 Eylül 1980 öncesi kredi kartı ve bireysel kredi tefeciliği yaygın olmamasına rağmen bu tarihten sonra bankaların bireysel kredi tefeciliğinin yolu da kanunla korunarak tamamen açılmıştır.
Bireysel kredi kadar ahlaksız bir sömürü sistemi yoktur.
Düşük gelirle üretilen muhtaçlık bankaların ekmeğine yağ sürmek iktidarların eliyle gerçekleşmektedir.
Adil ve eşit gelir sistemi haliyle bankalara müşteri göndermeyeceği için siyaset sermaye baronlarının ele geçirdikleri gücü tehdit olarak göstererek bunu iktidarlara yaptırmaktadırlar.
Bunun adı kanunla korunan tefeciliktir.
2001 yılına kadar halkın tasarruflarını devlete hazine bonosu olarak satıp sömüren bankalar bu tarihten sonra sözde bankacılık reformu adı altında halkı direk borçlandırarak tefeciliğe başlamıştır.
Bir diğer kangren konu kredi kartlarıdır.
Kredi kartı bankalara karşılıksız para basma, alacaklı olma ve haksız faiz alma yetkisi vermektedir.
Ayrıca bankaların verdiği kredi ve kredi kartlarının ödenmemesi halinde bu kredileri kanunen kabul edilmeyen gider olarak yazıp vergiden düşerek yine bunu halka ödetmektedirler.
O zaman çare ve reçete nedir?
Çare ve reçeteyi ayrı başlık ve maddeler halinde yazmak gerekir.
·        * Öncelikle Kamulaştırma İdaresi Başkanlığı kurulmalı ve tüm bankalar kamulaştırılmalı, yabancı banka faaliyeti ve özel şahısların bankacılık faaliyeti yasaklanmalıdır.
·        *Bankaların kredi kartı ve bireysel kredi verme yetkisi yasaklanmalıdır.
·       * Yabancı para bulundurmak sadece ithalat ve ihracat yapan firmaların yetkisi olmalı bireysel tasarrufların yabancı parayla saklanması yasaklanmalıdır.
·       *  Kamulaştırılan bankalar birleştirilmeli bankalar sadece üretime, ihracata ve istihdam yaratacak yatırımlara kredi vermelidir.
·       * Finans kapital ve rant ekonomisine neşter vurmak adil gelir paylaşımı yapılması amacıyla toprak reformu ile devrim yapılarak tüm topraklar ve gayrimenkuller Türk Milleti adına devlete geçmelidir. *Her aileye devlet bir ev tahsis etmeli bireysel servet yasaklanmalıdır.
·       *  Devlet herkese sosyal devlet olmak gereği iş vermek zorundadır. Herkes çalışıp ürettiğini devletin hazinesine gelir olarak koyacak her insan midesinin alabildiği kadarıyla hazineden eşit pay alacaktır. Zengin fakir uçurumu olmayacaktır.
·       * Tüm alış veriş merkezleri belediyelere tahsis edilmeli Türk Pazarı olarak meyve ve sebze aracı olmadan üreticiden çok düşük maliyetlerle bu pazarlarda halka hizmet eden kurumlara dönüştürülmelidir. Ayrıca alış veriş merkezlerinde yabancı firmaların faaliyetlerine son verilmelidir.
·      *   Devlet güneş enerjisine yatırıp yaparak her evin ve işyerinin elektriğini en az maliyetle karşılamalıdır. Bu anlamda tüm özelleştirmeler iptal edilerek kamulaştırılmalıdır.
·      *  Yerli otomobiller elektrikli olarak üretilmeli dışa bağımlı enerji ithalatına güneş enerjisi yatırımı ile son verilmelidir.
Son 38 yılda ülkemizin kalite çıtasını sermaye tehditle emrine aldığı iktidarlar ile kol kola girerek birlikte düşürdüler.
Türk Milleti bir an önce bu faturayı ödeyip bu tefeci düzeni yıkmazsa çok daha kötü günler yaşanacaktır.

Önder Karaçay



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vergisi Silinen ve Silenleri İfşa Ediyoruz

Vergi ödemek vatandaşlık borcu olarak bilinir.  Ya vergi ödememek ne demektir? Vergi ödemeyen ve vergi tahsil etmeyenler vatana...